Karadeniz’in Yeni Asi Çocuğu; Niyazi Koyuncu

Hırçın mavi ile asi yeşilin yüzyıllardır kardeşçe yaşadığı topraklardır Karadeniz. Bütün halk zorlu doğa koşullarıyla mücadele ederek hayata karşı direnmeyi, dik durmayı öğrenmiştir. Her şey güzel giderken biranda oluşan Çernobil felaketiyle sarsıldık. Çernobil felaketinin sonucu kanser hastalığına birçok vatandaşımızı, birçok değerimizi kaybettik. Kazım Koyuncu da bu genç değerlerimizdendi. Karadeniz müziği yapmasına rağmen bütün topluma sevdirdi kendisini. O’nun açtığı yolda Karadenizli sanatçılar, asi çocuklar aktı geldi. Şimdi o yoldan akıp gelen bir Asi Çocuk daha var. Karadeniz gibi hırçın ve asi, ama bir o kadar da sıcak kanlı, mütevazi bir kişilik. Niyazi Koyuncu yüreğinde taşıdığı sevgiyi, Karadeniz’i, ilk albümü Muço Pa! İle Lazca, Türkçe, Megrelce, Gürcüce, Hemşince paylaşıyor dinleyenlerle. Karadeniz’in yeni Asi Çocuğu Niyazi Koyuncu ile ilk albümü Muço Pa!‘yı, yüreğindeki Karadeniz’i konuştuk.

Ercan Küçük (E.K) : Bu soruyu daha önce defalarca kez almışsınızdır. Abiniz Kazım Koyuncu sadece Karadeniz için değil Türkiye için de büyük bir değerdi. Şimdi Kazım Koyuncuyu bir de sizden dinleyebilir miyiz?
Niyazi Koyuncu (NK) : Benim için çok değerliydi. Benim için sanatıyla, duruşuyla, yüreğiyle kısacası her şeyiyle bir abiden daha fazlasıydı.

Aslında Soruların Cevaplarını Biliyoruz

EK : Albümünüzde Muço Pa! Diyorsunuz. Muço Pa! Nedir?  muçopa
NK : Muço Pa! ‘Ne yapayım, nasıl yapayım’ anlamına gelen Lazca bir kelime. Aslında bir soru. Ama biz bu soruların cevaplarını bildiğimizi düşünüyoruz. Bu yüzden sonuna soru işareti yerine ünlem işareti koyduk. Hayatta hepimizde eksik olan tek şey cesarettir, vicdandır. Bunlarla hareket ettiğimizde biz birçok şeyin üstesinden gelebiliyoruz. Yani o soru işaretlerini kaldırıp daha net olabiliriz. Albümde ben de bunu vermek istedim. Ben bir müzik yapıyorum ve ne yapacağımı da biliyorum. İnsanlara bir soru sormak istedim. Muço Pa! Benim için dünyaya yeni gelmiş bir bebek. Uzun zamandır büyük emek vererek çalışıyorduk ve artık onu dinleyebiliyor, insanlara ulaştırabiliyoruz.
Bu albümde Lazca, Gürcüce, Megrelce, Hemşince ve Türkçe eserlerden oluşan 13 eser var. Hem geleneksel hem de batı tarafı var. Hem gelenekler, hem de modern müzik birleştiğinde ortaya çok güzel şeyler çıkabiliyor. İnsanlara ulaştırırken bir mesaj veriyorsun. Muço Pa! İle soru işaretlerini kaldırarak, cevap bekleyerek, cevap vererek bir başlangıç yaptık. İlk çocuğumuz da böyle oldu.

EK : Albümünüzde seçtiğiniz eserleri değerlendirdiğinizde bu albümde insanlara aslında ne anlatmak istediniz?
NK : Muço Pa! Benim bestem. Çok rocker bir şarkı. Onla aslında biz kendi kişiliğimizi kustuk. Yöresel bir sorundan ziyade vicdani bir hayat sorunundan bahsediyoruz. Mesela ‘Çkim Gurişi’ geleneklere sahip çıkarak okuduğumuz bir eser. Her eser aslında herkeste çok farklı hissiyatlar veriyor. Kimisi ‘Köprü Ortası’ kimisi ‘Çkim Gurişi’ kimisi de daha başka parçaları seviyor. Ama herkes bir şey alıyor albümden. Bu da beni çok mutlu ediyor.

EK : Albüm satışı anlamında beklediğiniz başarıya ulaşabildiniz mi?
NK : Satışlar artık eskisi gibi değil. Kimse kolay kolay albüm almıyor, internetten indiriyor. Herkesin parası olmayabilir. Ama değer verdiğin albümü alıyorsun. Ben pek takmıyorum bunu. Şuanda albüm satışları fena gitmiyor. Daha klibimiz yok. Klip ve birkaç televizyon programı olunca satış artıyor ama bunun için bir çabam yok. Beni bulmak isteyen buluyor, çok takmıyorum ben.

EK : Peki müzik hayatınızda Kazım Koyuncu’dan başka etkilendiğiniz isimler var mı?
NK : Müzikal olarak, insan olarak en büyük etken abim. Ben onunla büyüdüm. Küçüktüm abim şarkı söylüyordu. Başka müzik dinliyor muyum? Çok fazla müzik dinliyorum ama etkilendiğim en büyük isim abim.

EK : Karadeniz’de konuşulan dillerde müzik yapıyorsunuz. İleride Türkiye’de konuşulan başka yerel dillerde de müzik yapmayı, albümünüzde yer vermeyi düşünür müsünüz?
NK : Bunu gerçekten içimden hissedersem olabilir. Öncelikle kendi yaşadığım dillere sahip çıkmam lazım. Tabi ki Türkiye’de konuşulan bütün diller bizim dillerimiz, sahip çıkmamız gerekiyor. İleri de bir proje olur, bir şarkı okumam gerekirse okumaya çalışırım. Ama dili hissetmeliyim. Hissetmeden söylersem mesela Ermeni arkadaşlar, Kürt arkadaşlar gibi içten söyleyemeyebilirim. Burada bir samimiyetsizlik ortaya çıkabilir. Bu da beni üzer.

“Çok Fazla Kazım Lazım”

EK : Kazım Koyuncu Karadeniz müziğinde büyük bir çığır açtı. Ondan sonra Kazım Koyuncu kuşağı diyerek sesi Kazım Koyuncu’ya benzeyen bazı isimler, gruplar çıktı. Şimdi siz de albüm çıkarttınız. Kazım Koyuncu kuşağı söylemi sizi rahatsız ediyor mu? Kazım Koyuncu’nun isminin kullanıldığını düşündünüz mü?
NK : Abim bir röportajında “Çok fazla Kazım lazım” demişti. Ben o doğrultuda gidiyorum. Evet daha fazla olmalıyız. Çünkü abimden sonra artık geleneklerine sahip çıkan, müziği yozlaştırmayan, tamamen modern bir Karadeniz müziği yapan ağabeylerimiz, ablalarımız ortaya çıktı. Bu çok güzel bir şey. Bu sayede artık müzik yapıldığını hissediyorsun. Bu bir yarış değil. Ben bu durumu çok olumlu buluyorum. İnsanların sesi benzeyebilir. Benim şu taklit ediyor deme lüksüm yok. Herkesin sesi benzeyebilir. Doğru adama benzemesi çok önemlidir.

EK : Bu isimlerin bu kadar beğenilmesinin sebebi Kazım Koyuncu’ya duyulan özlem olabilir mi?
NK : Tabiki olabilir. Çünkü abim koskoca bir şey bıraktı arkasında. Abimden sonra insanlar Karadeniz müziğine alıştı. Ama hiçbir şey abimin yerini dolduramaz. Abim kafama vurup da şu müziği yap falan demedi. İnsanın içinde olan bir şey. Müzik cesaret gerektiren bir şey. Doğru bir şey yapacaksan doğru yerde durman gerekiyor. Doğru yerde durman için de çok şeyi reddetmelisin hayatta.

EK : Peki aileniz albümünüzü nasıl karşıladı?
NK : Mutlu oldular. Babam albümü ilk dinlediğinde “Ben bu kadar beklemiyordum oğlum” dedi. Ben hala karşılarında şarkı söyleyebilen biri değilim. Milyonların karşısına çıkıyorum ama ailem karşısında zor oluyor.

Karadeniz’e Çok Şey Borçluyuz

EK : Karadeniz Çernobil faciasını yaşadı. Yıllardır da bu felaketin acılarını yaşıyoruz. Şimdi de termik santraller, nükleer santraller ve hes’ler yapılıyor. Buna Karadeniz’de yoğun tepkiler var. Sizin de içinde bulunduğunuz bazı projelerde de bu tepkiler gösteriliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
NK : En başta ben bir insanım. Karadenizli olmayabilirdim de. Ama benim yaşadığım coğrafyayı yok etmek isteyenlerin karşısında dururum. Bunu nasıl yaparım? Ben şarkı söylerim. Ama sadece şarkı söyleyen bir adam değilim, söylemlerim var. İnsanlara söylemem gereken şeyler var. Çok şey borçluyuz çünkü Karadeniz’e. Doğayı bir insan neden yok etmek ister? 10-15 yıllık elektrik sağlayacağız diye dereleri yok etmenin ne anlamı var? Keşke farklı şeyler deneseler. Kaçak elektriği önleseler mesela. Bu santralleri ülkemizin bir çok yerinde yapıyorlar. Hepsine karşı çıkıyorum.
Bu ülkede kötü giden her şeyin karşısında durmaya çalışıyorum. İnandığımız, değer verdiğimiz her şeyin yanında olmak zorundayız. Öyle yaşayınca da yok ettirmemenin ne kadar kıymetli ve anlamlı olduğunu görüyorsunuz zaten.

Karadeniz’de Rant Var !

EK : Peki neden Karadeniz?
NK : Karadeniz’de rant var. Çünkü su var. İleride belki de su savaşları yapılacak. Karadeniz bu anlamda bir cennet. Doğası, topraklarının verimliliği, suyu kapitalistleri Karadeniz’e çekiyor. Çünkü Karadeniz’de her şey çok güzel gidiyor. Bozmaları gerekiyor.

EK : Bir röportajınızda “Keşke babama bir diploma götürebilseydim” diye bir cümleniz var. Götürseydiniz hangi bölüm diploması olurdu?
NK : Ben Karadeniz Teknik Üniversitesi Rize Meslek Yüksek Okulu İşletme bölümü okudum. Bitmeden ayrıldım. Abimden sonra her şeyden uzak kalarak kendimi yaşamak için Eskişehir Anadolu Üniversitesi’ne gittim. Ama bitiremedim. Babam hep askerlik ne olacak diye sorardı. Ona diploma götürmeyi çok istiyordum, ama götüremedim. Bu anne ve baba için çok önemli bir şey. Zaten aslında biz anne ve baba için okuyoruz. Yaşayarak kendimize çok büyük tecrübeler kazanıyoruz. Okumak değil bizim derdimiz. Yaşam çok değerli bir şey. Bir kere dünyaya geleceğiz. Bunu içimizden geldiği gibi pişman olmadan yaşamalıyız. Keşkeleri hayatımızdan çıkarmalıyız.

EK : “Ben sadece ben olmak istiyorum” diyorsunuz. Bu cümle derin anlamlar taşıyor ama sizin de düşüncelerinizi alalım?
NK : Abimin en çok beğendiğim şarkı sözüdür. Ben sadece ben olmak istiyorum. Bu insana çok kolay geliyor ama çok zordur. “Baba ben yıkıcıyım ama”diyor mesela Kazım Koyuncu. Ve öyle bir adamı görüyor, onunla yaşıyorsunuz. Bence herkesin kendi olmaya ihtiyacı var.

EK : Niyazi Koyuncu, Kazım Koyuncu’nun bize teselli ikramiyesi diyenler var. Albümünüz çıkınca Kazım Koyuncu geri geldi deniyor. İnsanlar Kazım Koyuncu’nun erken vefatından dolayı O’ndan alamadıkları enerjiyi sizden bekliyorlar. Kazım Koyuncu’nun gölgesi altında kalmaktan, başarılı olamamaktan dolayı bir korkunuz var mı?
NK : Ben yapayım edeyim abimi geçeyim gibi bir derdim yok. İnsanlar röportajlarıma, söylemlerime baksınlar. Benim o kadar ben olmaya ihtiyacım var ki. Bunu maalesef yaptığım işlerle çevredekilere ispat etmeye çalışıyorum. Abim yaşasaydı belki bu albüm onun da desteğiyle daha da iyi olurdu. O zaman böyle şeyler hiç konuşulmayacaktı. Evet insanlarda Kazım’a bir özlem var. Dediğin gibi birilerinde O’nu görüp bu özlemi dindirmeye çalışıyorlar. Bu bir yandan güzel ama bir yandan da Kazım Koyuncu gibi birisine haksızlık, saygısızlık yapıyormuşsun gibi geliyor. Çünkü O çok şeyi gerçekleştiren bir adamdı. Teselli ikramiyesi sözüne gelince de ben ona mizah olarak baktım. İnsanlar böyle görmek istiyor olabilir.
YMK : Türkiye’de özgür düşünce ve özgür sanatın durumunu değerlendirir misiniz?
NK : Her şeyden önce sanata sansür var. Bize medyanın verdikleriyle bizim yaşadıklarımız hiçbir zaman aynı olmadı. Bizim işimiz zor ama bir o kadar da anlamlı. Çünkü biz halkız ve halkın içindeyiz. Benim bir derdim var ve bu derdim sisteme aykırı bir dert. Bizim gibi insanlar çok fazla ve bizim farklı bir dünyamız var. Hayatta yanlış giden bir şeyler var. Biz doğruları söylemeye çalışıyoruz. Biz bugün güney doğuda bir insan vefat ettiğinde de çok üzülüyoruz. Burada birine bir şey olduğunda da üzülüyoruz. Biz vicdan sahibi insanlarız.

Korkmuyorum !

EK : Müziğinizde sivri ve sert bir dil kullanıyorsunuz. Herkesin söyleyemediği şeyleri müziğinizle söylüyorsunuz. Peki hiç korkmuyor musunuz?
NK : Hayır korkmuyorum. Her şeyden önce adam gibi yaşayacaksın. Aman bunlar ne der bunlarla iyi geçineyim diyen sülük adamları hiç sevmem. Benim inandığım şeyler var. Ben bunlar için yaşıyorum. Kimseye şirin gözükmek gibi bir derdim de yok. İçimden nasıl geliyorsa öyle yaşıyor, öyle şarkılar söylüyorum.

EK : İlk albümünüzü çıkarttınız. Bundan sonra müzikal anlamda kafanızda başka projeler var mı?
NK : Hayat öyle bir garip bir şey ki önceden bilmek zor. 10 sene öncesine dönüyorum. 17 yaşındaydım. Kafamda o zamanlar farklı bir evren vardı. Büyüyorsun daha farklı olmuş. Bir bakmışsın idealist olmuşsun. Hayatın ne getireceği ne götüreceği belli olmuyor. Ama müzik yapıyorum ve yine yapacağım. 2. Albümde yine seninle konuşacağız. Yarın ne çıkar bilemiyorum. Yapmamız gerekeni yapıyoruz.

EK : Hiç içinizden “ya şu soruyu da keşke sorsalar” diye geçirdiğiniz bir soru var mı?
NK : Yok hiç olmadı. Sonuçta gazetecilik başka bir şey. Onu sen yaparsın, ben sana şarkı söylerim, kendimi anlatırım. Soru sormayı ben size bırakıyorum, ben cevaplarım.

EK : Son olarak YM Karadeniz Gazetesi okurlarına neler söylemek istersiniz?
NK : Çok kötü bir dönemden geçiyoruz. Biz bunu sevgiyle aşarız. Herkes birbirini sevmeye, anlamaya çalışsın. Birileri ölüyor. Sokakta bir şeyler kötü gidiyor. Birazcık çevrelerine baksınlar. Karadenizliler doğalarına ve yaşamlarına sahip çıksınlar.