1 Kasım ve Aydın Olmanın Sorumluluğu

Aydın kimdir? Nedir? Teorik söylemlere, akademik tanımlara girmeden söyleyeceğim. Aydın, halkın menfaatlerini kişisel menfaatlerinin önüne koyan kişidir. Halkına öncülük eden, boyun eğmeyen, mücadeleden kaçmayan kişidir.

Sadece şiir yazmak, dizilerde-filmlerde oynamak, şarkı söylemekle aydın olunmaz. İçinde bulunduğu toplum ve üzerinde yaşadığı toprakların menfaati için söyleyecek sözleri olan kişidir aydın. Dolayısıyla halka karşı sorumlulukları vardır. Kendi menfaatlerinden önce halkı düşünmek, ona göre davranmak zorundadır.

1 Kasım Genel Seçimleri’nden AKP’nin tek başına iktidarla çıkması bizim aydın bildiğimiz isimlerde farklı tepkilere neden oldu. Bu tepkilerde ençok Şair Yılmaz Odabaşı ve Gazeteci-Yazar Cüneyt Ülsever öne çıktı. Şair Yılmaz Odabaşı Türkiye’yi terkettiğini twitter üzerinden duyurdu. Odabaşı, twitter hesabından “Oturup faşizminizle, ilan edeceğiniz Hilafetle kına yakın!”, “80’de askeri darbeden bugüne ödediğim bütün bedellere rağmen Türkiye’yi terk etmeyen ben, git-tiimm!!! Bu konuda ayrıca bir yazı yazacağım!”, Tek avuntum, faşizmin avuçlarında HDP’nin barajı geçmiş olması ve CHP’nin oy kaybetmemiş olmasıdır… Edirne’ye kadar gidemezsin diyenler, şu an İsviçre’deyim ve politik rest olarak bugünden itibaren Türkiye’yi terk etmiş bulunuyorum!” yazarak Türkiye’den ayrıldığını takipçilerine duyurmuş oldu

Gazeteci-Yazar Cüneyt Ülsever de, OdaTv’de yayınlanan yazısında köşe yazarlığını bıraktığını açıkladı. Ülsever, yazdığı son yazısında “Ben hukukun üstünlüğüne dayalı bir ülke istedim. Millet istemiyor.” diyerek seçmene sitem ediyor. Köşe yazarlığını bırakmasının sebebi olarak “Söyleyeceğim bütün sözleri söyledim. Söz tükendi! Meramımın hepsini ifade ettim. Tekrar tekrar anlattım. Artık bende söyleyecek yeni bir söz kalmadı.” cümlelerini kuran Cüneyt Ülsever, yazılarında kendi kendini tekrar ettiğini de söylüyor. Daha önce de Yazar Emrah Serbes yazarlığı bırakıp boksa devam edeceğini açıklamıştı.

Bu isimlerin politik görüşlerini beğeniriz, beğenmeyiz, bu yazının konusu bu değil. Elbetteki herkes istediği kararı verebilir. İsteyen ülkesini terkeder, isteyen yazmayı bırakır, isteyen de mücadelenin başına geçer. Herkes özgürdür. Ama yukarıda da bahsettiğimiz üzere aydın önce halkına karşı sorumludur. Bir karar almadan önce halka karşı sorumluluklarını unutmamak zorundadır. Köşe yazılarını, senaryoları, şiirleri halk için yazmadıktan sonra ne önemi varki? Ben yazacağımı yazdım, defalarca kez uyardım deyip kenara çekilebilir mi aydın olan? Karanlık günlerde, kaos dönemlerinde yazmayacaksa, halkı uyarmayacak, halka gerçekleri göstermeyecekse ne anlamı var yazmanın, söylemenin, anlatmanın?

Aydın Pes Edemez!
Bugün aydınların görevi pes etmek, yoruldum deyip kenara çekilmek değil, halka yol göstermek, umudu yeşertmek, mücadelenin öncü rolüne soyunmaktır. Gerekirse halkından önce gaz yiyecek, halkından önce bedel ödeyecektir. Halka küsmek olmaz, aydın halkına küsemez. AKP’nin ve hatta emperyalizmin tuzağına düşen halktan daha tahlikeli olan şey aydınların bu tuzaklara düşmesidir. Aydını tuzağa düşmüş, pes etmiş, sistemeye yenilmiş bir halktan devrim yapmasını beklemek, istemek hayalperestliğin de ötesidir.

“Biz uyardık, halk anlamadı, gitti AKP’yi” seçti, “aptal halk”, “demekki bu halk hırsızı-katili seviyor” söylemleri halka tepeden bakmak, halkı aşağılamaktır ve gerçek bir aydına asla yakışmamaktadır. Yüksek tepede durup, halka yukarıdan bakıp “halk bizim seviyemize gelsin” diyerek halkı kurtaramaz, devrim yapamazsınız. Siz halkın seviyesine ineceksiniz. Silivri’de kumpasları yıkan da, 7 Haziran’da AKP’yi tek başına iktidar koltuğundan indiren de, Gezi’de günlerce direnen de bu halktı. Devrimden bahsedenler bu devrimi başka hangi halkla yapmayı düşünüyorlar? Küba halkıyla mı, Kore Halkıyla mı? Yoksa Venezüela halkıyla mı? Gerekirse yazdıklarımızda, söylediklerimizde tekrarlara düşeceğiz. Gerekirse hiç usanmadan tekrar tekrar söyleyecek, tekrar tekrar yazacağız. Soma’da, Ermenek’te AKP’ye oy veren halka küfretmeden, neden onlara alternatif olamadığımızı düşüneceğiz. AKP’nin kaos ve korkutucu tuzaklarına düşen halkı bu karanlıktan çıkaracağız.

Aydın Bedel Ödeyen, Mücadeleyi Örgütleyendir
Unutmamak gerekirki bu topraklar emperyalizme karşı savaşı örgütleyen, mazlum milletlere örnek olan Mustafa Kemal Atatürk ve onurlu bir halkın toprakları. Nazım Hikmetler’in, Kubilaylar’ın, 1968 kuşağında emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı direnen, bedelini idam edilerek ödeyen, idam sehpasında bile emperyalizme kafa tutan Deniz Gezmişler’in, 1980’lerde 17 yaşındayken idam edilen Erdal Erenler’in, devrim şehitleri Uğur Mumcular’ın, Ahmet Taner Kışlalıların, Ali İsmail Korkmazlar’ın toprakları. Bu topraklarda her daim emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı direnen, direnişin önünde yer alan aydınlar var olmuştur. Ve aydın dediğin Nazım Hikmet gibi olur. Uğur Mumcu gibi, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Abdi İpekçi, Necip Hablemitoğlu gibi olur. Aydın dediğin bırakıp kaçmaz, Levent Kırca gibi son cümlelerinde bile mücadeleyi örgütler.

1 Kasım, tarihimizin ve hatta dünya siyasal tarihinin önemli kırılma noktalarından birisi olacaktır şüphesiz. Bu dönemde kendisine aydın denilen isimler de önemli tercihler yapacaklar. Ya mevcut hükümete, iktidara karşı yenilecek boyun eğecek, ya da toplumsal mücadelenin başına geçecek, halk kitlelerini uyandıracak ve mücadeleye katacaktır. Tarihimizde tercihini her iki seçenekten de yapan aydınlar mevcuttur..

aydınlar